EFLATUN HÜZÜNLER

7/10/2006

Ağladım Anne

Ağladım Anne

Hedefim insandı,vur emri geldi
Ellerim titredi,ağladım anne
Bir sağıma baktım bir de sol yanıma
Yüreğim sızladı,ağladım anne

Gecenin yarısı,dağın başında
Siperde beklerken, ay ışığında
Hedef oldu,durdu karşımda
Yüzümü çevirdim,ağladım anne

Yolun karşısında,yakın yerdeydi
Gördüğüm kadar, genç de biriydi
Bir taşın dibinden,kalktı yürüdü
Ardı sıra baktım,ağladım anne

Onun da yolunu, bekleyen vardır
Anası babası,sevdiği vardır
Belki de yubası,yavrusu vardır
Kıymadım vurmaya,ağladım anne

O da benim gibi, emir kuluydu
Belli memleketi, güney doğuydu
Bilmem ki o da beni,vurur muydu
Ben ona kıymadım,ağladım anne

Dağların başında,nöbet beklerken
Ay ışığında, hasret çekerken
Sizden uzaklarda,şafak sökerken
Bir sigara yaktım,ağladım anne

10/9/2006

ÇÜNKÜ GİTMİŞTİN

 

Soğumuştu mevsim ardından bakarken. Soğuktu dilsiz duvarlar, içine kirli su birikmiş kaldırımlar. Bulut perdelemişti mavi gökyüzünü.

Ketumdu üstelik semalar. Vermedi ödünç bir damla yaş bile. Islak kaldırımlarda yankılandı ayak seslerin.

Ve gittin…

Yitirdim güneşimi, serin bir koyuluğa dönüştü gümüşten kumsallar. Eteklerine tutunmuştu yeşil yapraklar, ağaçları çıplak kaldı yüreğimin.

Gittin bereketini yitirdi, kurudu topraklar. Yer değiştirdi mevsimler, umutsuzca kanat çırptı börtü böcek. Gelmedi beklenen bahar…

Kışı başlattı gidişin. O kış ki, mutlak bir memnuniyetsizliği müjdeledi şeytani bir hazla insanlara.

Çünkü gitmiştin…

Yarım kalmıştı masal. Boğucu bir nem tıkamaktaydı genizlerimizi. Bir masal kahramanı gibi dalgalandırarak denizleri, silkeleyerek derin maviliği gitmiştin çünkü. Okyanuslar takıldı gözbebeklerime. Her gün bir damla alıp, her gün, her gece birer birer damlatıp. Keder damıtarak baktım uzaklara.

Ayrılığın soğuk yalnızlığı yapışıp kaldı sana hoşçakal diyen ellerimde. Gittin, evlerin camları keder buharından oluşan şekillerle kirli artık. Bacalarından kurum fışkıran kem ruhların ışıldayan gözleri karartıyor şehirleri.

Bu şehirler ki, senin gülüşünle aydınlanırdı. Şen şakrak türkülerin yankılanırdı taş duvarlarda. Sıkılı değildi yumrukları insanların. İçini titrettiğin gülüşlerini kimseden esirgemeyen sen, ardında somurtkan bakışlar bırakmıştın.

Mahzun bir yetime dönüştü Atlantis’in çocukları. Mahzun, boynu bükük ve sahipsiz... Hatırlar mısın; okşardık başlarını her önlerine eğişlerinde yanaklarını onların? Şimdi o çocuklar, çakır gözlerini her sabah ufuklara dikip, yolunu gözlüyorlar. Gördükleri her serapta sen varsın bu çölden şehirde!

Ve ben yüreğimin iç acılarının toplamını kaldıramayacak kadar bir sıkletin altında iki büklüm, ayrılıkların iç açısıyla bakıyorum denizlere.

Denizler… Hatırladın mı, kıyısında ıslıklar çala çala yürüdüğümüz o kayalıkları? Geleceğe dair hayaller kurardık hani gümüş rengi kumsalında. Sen ipince parmağınla şekiller çizerdin ve ben hayret ederdim bu kadar büyük olabilecek hayallere. Parmakların kadar uzundu görebildiğin gelecek.

Ama... Ama benden gizlemiştin gidişini. Belki de korkutmak, buruk bırakmak istememiştin yüreğimi. Şimdi senin uzağa bakışın kadar yakına bakıyor gözlerim. Bir güneş batışına bile tahammül edemiyorum bazen sensiz.

Uzadıkça sensizlik, keskin bir öfke kaplıyor içimi. Kızıyorum her şeye. Önce bulutlara haykırıyorum öfkemi. Ardından yere çeviriyorum kızgın bakışlarımı. Şarkılara, şiirlere, şairlere öfkeleniyorum sonra.

Nasıl da kandırmışlar beni bunca yıldır. Nasıl da, aldanmışım kafiyelerin arasına gizlenen hayallere!

Bir tükenişe dönüştü beklemelerim sonra. Buzdan bir camın çatlayışı gibi çatlaklar belirdi ümitlerimde. Dokunmayı bırak, bakınca bile büyüyen kanı çekilmiş kılcal damarlar gibi sardı her yanımı çatlaklar.

Yoruldum her sabah, dönüşüne dair düş görmüş olarak uyanmayı hayal etmekten. Yoruldum sensiz rüzgara savurmaktan eteğinden aldığım yaprakları. Biliyorum bilsen halimi, duysan sesimi kandıracaksın beni. Kumsal bulamasan bile boşluğa çizeceksin yine pembe panjurlu hayaller. Sonra ‘bak’ diyeceksin, ‘Burası sofa.. Bu merdivenlerden çıkacak yetimler. Sonra şu odadan geçerek açılan geniş terastan yıldızlara dokunacaklar.’

Ben yalanına bile razıyım artık seninle ilgili her şeyin. Bir umudun, bir güneşin… Üzerinde senden kokular kalan aynaya her bakışımda gerçeği fısıldıyor bana yansımalar.

Çünkü gitmiştin… Puslu bir zemheri soğuğu vardı havada.

Kış sonuydu gittiğinde, şimdi yaz başı. Bu kadar tirat yaktıktan sonra ardından, halâ merhamet etmeyecek misin?

Ne yani, bir daha dönmeyecek misin?

30/8/2006

KUSURSUZ AŞK

Artık gitme demeyeceğim, zaten iyice hazırsın bu sefer.

 Herşeyi yanında götür; anılarımızı, umutlarımızı, sevgimi de al belki lâzım olur.

 Tek kelime etmesem diyorum, ama etmeliyim, sana bilmediğin bir şeyden bahsetmeliyim; kendimden.

 Evet, onca zaman tanıdığını sandığın benden.

Hırçın yanımı gördün daha çok, oysa öyle uysal bir çocukmuşum ki.

Neydi beni zaman zaman hoyrat yapan?

Sanırım, düşünmedin.

Birini ayrı tutsam da renklerin hepsini sevdim, mevsimleri de.

Aslında çok şey var sevdiğim, kavgalar ve savaşlar dışında bir de niye olursa olsun vedalaşma anları, İsterdim ki uyumlu halimi yaşasaydın daima ama bana hep vurgun saatlerinde geldin, ya da sen vurdun

 Uzaklara bakardım uysal çocukluğumda içimde dolmayan derin boşluğumla, denizden gelecek bir gemi bekledim durdum, sonra yıldızlara baktım yıllarca ve sen sandığım bir yıldıza.

 Kadınlar, erkekler, çocuklar ve şehirler tanıdım, çoğunu da sevdim.

 Aşklarım da oldu, hem de uğruna ölebileceğim aşklar, ama en çok seni sevdim.

Ve şimdi gidiyorsun, evet git içimdeki melek sana dua edecek.

Sanırım kahrolmayacağım bu veda sahnesine

- senin baban öldü mü?

Bu gidiş ölümden beter olamaz.

Hangisi doğru bilmiyorum,

Seni uğurlayıp öylece kalmak mı?

Yoksa, benim uyumamı bekleyip gitmen, benim de sensiz sabaha uyanmam mı?

Bence şimdi git, hayır gitme!

Yani git de önce üstümü ört, ben uzanayım şöyle, ışığı kapat ve git.

 Hayır hayır gitme!

Yani git de ışığı yak git, ben karanlıktan korkuyorum da!

Hem sensizlik hem karanlık bu kadarı fazla.

 Üstümü de örtme bu şevkat de fazla, ışıkların hepsi açık olsun.

İçim burkuluyor sen nasıl gidersen git.

 Dur, burayı iyi dinle;

birkez daha söylüyorum ve son kez.

Seni seviyorum.

Sen giderken ben içimden haykıracağım

 'kusursuz bir aşktı bu' diye.

 Kusursuz bir aşktı benim sana büyüttüğüm sen ne yaşadın bilmiyorum...

 Yine de tanıdı gönlüm yaşadı

Bir kusursuz aşk büyüttüm sana pişman değilim

 Her akşam vaktinde bu gönül üzülür

 Hüzünle dolar seni düşünür

Şimdi çok uzakta kimbilir neredesin

Geri dön ya da dönme ben sendeyim

***

24/8/2006

Nietzsche:


“Öyle bir hayat yaşıyorum ki,
Cenneti de gördüm, cehennemi de.
Öyle bir aşk yaşadım ki,
Tutkuyu da gördüm, pes etmeyi de.
Bazıları seyrederken hayatı en önden,
Kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki,
Okudum okudum, anlamadım.
Kendi kendime konuştum bazen evimde,
Hem kızdım hem güldüm halime.
Sonra dedim ki 'söz ver kendine'
Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin.
Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin.
Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.
Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin.
Öyle bir hayat yaşadım ki,
Son yolculukları erken tanıdım.
Öyle çok değerliymiş ki zaman,
Hep acele etmem bundandı anladım...”

19/8/2006

BAZEN AŞK GİDER


Bazen aşk gider...

Ve hayat da gider onun peşinden...

terk edildiğin yerde öylece kalakalırsın...

Bir sabah uyanırsın ki gözünü açtığın ömür senin değil.

Aynada tek parça gördüğün bedenin aslında lime lime..

Nefes diye içine çektiğin ciğerlerinde parçalanmış aşkın cam kırıkları.

Her sabah ölmeyip,neden uyandığına kahrolursun.

Bazen aşk gider...

Bakakalırsın ardından...

Kulağın hiç çalmayacak olan telefondadır.

İçinde durmaksızın çığlık atar dualar.

Yine sabah olur,güneş doğar

Aşkın gelmez bir türlü

Bir gecede değişir ömrün.

Ömrünü adadığın,yıllarını önüne serdiğin aşkın bir gecede başka bir hayata karışmıştır işte.

Bir gecede başkasının aşkı olmuştur

İNANAMAZSIN...

Bazen aşk gider

Ve sen yıllardır içinde taşıdığın yürekten,valizler dolusu anılarda kendi yalnızlığını taşırsın.

Gidiyorsundur işte.

Aşkını kendi ellerinle bir başka aşka teslim edip...

Ömrünü onun ömrüne,hayallerini onun hayallerine,sevdanı onun sevdasına katıp..

Bazen aşk gider

Ve adresi değişir evinin

Sesini tonu değişir,yüzünün rengi.

Yastığının sıcaklığı,yediğin yemeğin tadı,uykuların değişir.

Ve rüyaların, her akşam açıp girdiğin kapıdan başka bir sevda giriyordur artık.

Bazen aşk gider ve anılarda gider peşinden

siz hiç yana yana sevdiğiniz bi sevgilinin yoluna gençliğinizi serip güle güle başka bir aşka uğurladınız mı?

bazen aşk gider mi

Ama ölüm gelmez bir türlü

Vefasız bir unutuşa kurban olan

Hayattan soğutup size ölümü özleten

ölü bir bedende canlı kalmakta direnen.

Anlarsınız aşktır bu.

Bazen aşk gider

günler geçer ardından ve aylar. bazende yıllar.

Bebekler büyür,insanlar yaşlanır,insanlar ölür,eşyalar eskir,evler yıkılır,kurur ağaçlar...

Sokakların adı değişir.Acılar belleğin acımasızlığına teslim olur.

Sevilen unutur,seven yanar.

Bazen aşk gider

Yada siz gittiğini sanırsınız...

 

 

 

« Önceki ::